<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>Sezin Öney&#039;in Yazıları</title>
	<atom:link href="http://sezinoney.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://sezinoney.wordpress.com</link>
	<description>Hayata ve dünyaya dair...</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Sep 2010 14:23:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
<cloud domain='sezinoney.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://0.gravatar.com/blavatar/4b01443faf33bc5d94a2c69a73cc1757?s=96&#038;d=http%3A%2F%2Fs2.wp.com%2Fi%2Fbuttonw-com.png</url>
		<title>Sezin Öney&#039;in Yazıları</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com</link>
	</image>
	<atom:link rel="search" type="application/opensearchdescription+xml" href="http://sezinoney.wordpress.com/osd.xml" title="Sezin Öney&#039;in Yazıları" />
	<atom:link rel='hub' href='http://sezinoney.wordpress.com/?pushpress=hub'/>
		<item>
		<title>Sürgün</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/09/02/surgun/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/09/02/surgun/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Sep 2010 15:39:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Dante]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=183</guid>
		<description><![CDATA[Tu lascerai ogne cosa diletta più caramente; e questo è quello strale che l’arco de lo essilio pria saetta Tu proverai sì come sa di sale lo pane altrui, e come è duro calle lo scendere e ‘l salir per l’altrui scale Yani;   En sevdiğin ne varsa hepsini bırakacaksın; bunun, gurbet yayının attığı ilk [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=183&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Tu lascerai ogne cosa diletta</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">più caramente; e questo è quello strale</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">che l’arco de lo essilio pria saetta</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Tu proverai sì come sa di sale</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">lo pane altrui, e come è duro calle</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">lo scendere e ‘l salir per l’altrui scale</a></em></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Yani;</a></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm"> </a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">En sevdiğin ne varsa hepsini bırakacaksın;</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">bunun, gurbet yayının attığı</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">ilk ok olduğunu anlayacaksın.</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Başkasının ekmeğinin ne denli tuzlu, </a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">başkasının merdiveninden çıkmanın</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">ne denli zor olduğunu göreceksin.</a></em></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Dante Alighieri, <em>La Divina Comedia</em>’nın (<em>İlahi Komedya</em>), <em>Paradiso</em> (Cennet) kitabının, 17. Bölümü’nün 55-60. satırlarında böyle yazıyordu.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Her şeyden önce, Dante’nin, <em>İlahi Komedyası</em>’nı, şifreli ve matematikli yapısıyla, çevrilmesi bu kadar zor bir eseri, Türkçeye kazandıran Rekin Teksoy’a var olduğu, uğraşı, çabası, bu çeviriyle hayatımızı güzelleştirdiği için kucak dolusu teşekkürler.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Dante’nin “Cennet”ini, “Cehennem” ve “Araf”ın yanında, <em>İlahi Komedya</em>’nın, edebî olarak daha az yeğlenen kısmı diye de niteleyenler var. Cehennem’e düşmüş figürler, varlık sebeplerini, neden orada olduklarını, adaletin aslında ne olduğunu, olması gerektiğini sorguladıkları için, daha “derinlikli”, nitelikli kişilikler. Günahlarla yüzleşmeyi seçtikleri için daha “gerçekler”. Zaten, tüm edebî eserlerde de böyle değil midir; “iyinin iyi, kötünün kötü” olduğu düz karakterlere kim tutku duyar? Aklımızı çelenler, bizi düşündüren, sığlıklarıyla zekâmıza hakaret olmayan, karmaşık, çok katmanlı kahramanlar değil midir? Dostoyevski’nin yarattığı manyetik çekim alanında, kristaller gibi her yüzeyi farklı bir huzmeyi yansıtan karakterlerin rolü büyük değil midir?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">“Cehennem”in, Nuri Bilge Ceylan’ın meşhur deyişini (yalnız ve güzel) kendimce yorumlarsam, korkunç ve güzel Türkiye gibi, azap veren, büyüleyen, kızdıran ve eğlendiren bir yanı var. Öte yandan, “Araf”ın sonunda Dante, yapılabilecek neredeyse her şeyi yapmış durumda. Cehennem’i aşmış, Araf Dağı’na tırmanmış, günahlarından arınmış ve uğruna tüm bu yolu aştığı kadın, Beatrice ile yüz yüze gelmiş.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Peki, Cennet’e yapılacak ne kalıyor?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Kusursuzluğun hüküm sürdüğü, salt güzelliğin olduğu bir yer, mükemmeliyetten başka bir şeyin olmadığı yer, “mutluluk” mudur?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Fakat bu eleştirilerin kaçırdığı nokta, Dante’nin Cennet’indeki çekiciliğin, hoş ve boş, kusurdan ve dünyanın keşmekeşinden yalıtılmış bir şeker pembe bir mekân olmamasından kaynaklanması. Cennet’in gücü, Cehennem’in de izdüşümünü içinde taşıması; Cehennem’i görüp de, Cehennem’in üzerinde yükselmenin getirdiği çok boyutluluğa, derinliğe, Cehennem’in çilekeşliğine, tecrübesinin getirdiği bilgeliğe sahip olması. Mesela Dante, “Cennet”te Beatrice’nin gülümsemesinin, “ateşlerde yanan birini bile mutlu edeceğini” söylüyor. Cennet’tekiler, hâlâ Cehennem’i, dünyayı, kâbuslarını konuşuyor, düşünüyor, bunlar üzerine fikir yürütüyorlar.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Cennet, bu anlamda son derece dünyevi bir yer; alevlerin ışığı, güller (dikenleri olan bir çiçek olduğunu unutmayalım), taşlar üzerinde akan dereler, ışığı “akışkan demir gibi” ateş hareleri taşıyan, aydınlığın yanısıra soluklanılabilecek gölgelerin de olduğu bir yer.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Yazının başındaki dizelerin de Cennet’te konuşulması bir tesadüf değil. Şehri Floransa’dan sürgün edilen Dante’nin, “ev özlemine” ayna tutan bu sözlerde, somut gerçeklikler de saklı. Floransa’da hâlâ ekmekler, tuzsuz pişiriliyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">“Cennet”te, cehennemî bir duruma, sürgünlüğe ilişkin bu dizeler, benim için ayrı bir anlam taşıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Zira bu hisler, günümüz sürgünlerinin hayatında da gayet “somut” gerçeklikler.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">İlla da, siyasi sebeplerle sürgün olmak gerekmiyor. Küreselleşen dünyada, sürekli göç etmek durumundayız. Ev, mahalle, şehir, bölge, ülkeler geride kalıyor, geride bırakılmak zorunda kalınıyor&#8230;</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Bu kadar göçebe bir dünyada, “ev” neresi?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Göçmenlik, ne “orada”, ne “burada” aitlik hissini yaşayamamak, oradayken burayı, buradayken orayı; sürekli özlemek demek; ama aynı zamanda, orayı da burayı da bilmek, orada sahip olunamayan imkân ve açılımlara burada kavuşmak, burada sahip olunanlarla oraya yeni pencereler açabilmek, açabilmeyi hayal etmek demek.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Yolculuk, sürekli devinim ve ulaşılan son nokta, aslında dünyanın kendisi. Keşfedilecek yeni bir dünya. Bir çemberi tamamlayarak, yenisine adım atmak yani.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Değişmek, dönüşmek, göçerken yerleşmek, yerleşirken göçmek; küresel hayatın her zamankinden daha fazla gerçeği olarak karşımıza çıkıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Ortaçağ’da cehennem, buzlarla kaplı bir yer olarak tahayyül edilirdi. Cehennemdeki biri de yanmaz, buzun içinde donup kalırdı. Buzların teknolojiyle hızlandırılarak eridiği günümüzde, biraz yanıyor biraz ısınıyor, cennetin hayaliyle yeni hayatlara göçüp duruyoruz.</a></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm"> </a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">A l’alta fantasia qui mancò possa;</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">ma già volgeva il mio disio e ‘l velle,</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">sì come rota ch’igualmente è mossa,</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">l’amor che move il sole e l’altre stelle.</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm"> </a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Düşlerimin gücü burada tükendi; </a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">Artık isteğimi, istencimi,</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">dengeli bir çark gibi döndürüyordu,</a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm">güneşi yıldızları döndüren sevgi.</a></em></p>
<p><strong><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm"> </a></strong></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-surgun.htm"><strong>Not.</strong> Bana “Cennet”ten dizelerin çevirisini gönderen cennet meleğim, <em>Taraf</em> yazarlarının editörü Tamer Kayaş’a da çok teşekkürler.</a></p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a> Tagged: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/tag/dante/'>Dante</a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/183/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/183/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/183/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=183&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/09/02/surgun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Bir çikolata olarak Mozart</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/27/bir-cikolata-olarak-mozart/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/27/bir-cikolata-olarak-mozart/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 14:35:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=168</guid>
		<description><![CDATA[Avusturya’nın Almanya sınırındaki Salzburg, Avrupa’nın bonbon şekeri şeklinde, tam ortasından tüm ruhunu yansıtan bir şehir. 18. yüzyılda yaşayan Mozart’ın doğum yeri de olan bu kent, müziği de dokusunun ayrılmaz bir parçası yapan barok dönemi oymalı bir kutuya benziyor. Sevimli, tarihî, sade biçimde görkemli, zengin ve müreffeh. Alplerin ton ton yeşil zirveleriyle çevrili. Güzel elbette; hem [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=168&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-bir-cikolata-olarak-mozart.htm"></p>
<p>Avusturya’nın Almanya sınırındaki Salzburg, Avrupa’nın bonbon şekeri şeklinde, tam ortasından tüm ruhunu yansıtan bir şehir. 18. yüzyılda yaşayan Mozart’ın doğum yeri de olan bu kent, müziği de dokusunun ayrılmaz bir parçası yapan barok dönemi oymalı bir kutuya benziyor.</p>
<p>Sevimli, tarihî, sade biçimde görkemli, zengin ve müreffeh. Alplerin ton ton yeşil zirveleriyle çevrili. Güzel elbette; hem de çok. Ama nedense Salzburg’un dantel işlemelere benzeyen sokakları, bu aralar Avrupa’nın neredeyse tümünde olduğu gibi, bana hoş ve boş hayatın müzesinin koridorlarında geziniyormuş hissini yaratıyor.</p>
<p>Işıltılı ve aydınlık vitrininin ardında giderek kararmak ve köhnemekte olduğu gerçeğinin yattığının buram buram sezildiği bir müze.</p>
<p>Mozart’ın doğduğu evin küçücük avlusunda, sayısız turist birbirini dirsekleyerek, bir kez bakıp bir köşede unutulmaya bırakacakları anlamsız resimleri çekmek için flaşlarını patlatıyor. Yeteneğini kazanca tahvil edemeyen, hep sıkıntı içinde yaşayan, çocuksu dehasının sıradan hayatın engelleri ve kısıtlamalarıyla gölgelenmesinin derdini yaşayan Mozart’ın, bugün sırtından para kazanılan bir “ürün” haline gelmesinde müthiş trajik bir yan var. Daha 35 yaşında ölüveren, yaşamının son dönemlerini de, bunalarak ve bunatılarak geçiren, naif, kırılgan ve her şeye rağmen neşeli bir insandan bahsediyoruz.</p>
<p>Dünyanın gelmiş geçmiş en muhteşem bestecilerinden biri, belki de en iyisi ol da, sonra portren çikolata kâğıtlarının üzerine süs olsun. Tarifi, pastacı Paul Fürst tarafından 1890’da Salzburg’da yaratılan “Mozartkugeln”, yani acı çikolataya batırılmış, ballı nugatla kaplı yeşil fıstık ezmesi, şehrin âdeta sembolü. Sadece, bu çikolataların tescilli üreticisi Fürst Pastanesi, yılda bir buçuk milyon “Mozart bonbonu” üretiyor. Tabii, aynı reçeteyi yapan bir sürü başka marka da var.</p>
<p>Salzburg’un her köşesinde, müzikle ilgili bir ayrıntı var. Neredeyse her gün, dünyanın herhangi bir yerinde büyük heyecan yaratacak bir konserin gerçekleşmesi, Salzburg için sıradan bir vaka. 14. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar bir eyalet başkent olarak, şehrin adının da geldiği (Salzburg, “tuz kalesi” demek) tuz madenlerinin zenginleştirdiği kent, şimdi de refahın getirdiği ihtişamını bir müzik merkezi olarak cilalıyor.</p>
<p>Ancak, şehrin geri kalanı gibi, tüm bu konserler, bu müzik festivalleri, şımarıklık etmeyeyim ama, nedense bende heyecan yaratamıyor.</p>
<p>Çünkü, Salzburg’un tüm müziği, büyüsüz. Müzisyenler, yarattıkları plastik leğenden farksız şekilde pazarlanan, yetenekleri bir nevi gövde gösterisine dönüşen bir resmigeçidin yıldızları haline dönüşmüş.</p>
<p>Ne de olsa, Mozart’ın, salt “zekâyı arttırdığı” iddiası nedeniyle satış rekorları kırdığı bir gri dönemin insanlarıyız.</p>
<p>Salzburg’u ortadan bölen Salzach Nehri’nin durağan akışını izlerken aklıma, Çek yazar Milan Kundera’nın kaleme aldığı bir anısı geliyor. Paris’teki ilk yıllarında, bir akşam yemeğinde, “yeni vizyona giren” bir Fellini filmini eleştiren bir entelektüel gencin, Kundera’da yarattığı hisler yani. Kundera, bu gencin film hakkında son derece ukala şekilde atıp tutmasının kendisine düşündürdüklerini aynen şöyle anlatıyor: “İlk kez, Çekoslovakya’da Stalinist dönemin en karanlık günlerinde bile hissetmediğim bir ürperti üzerimde gezindi. Sanatın yok olduğu bir zaman içindeydik; çünkü dünyada, sanata olan ihtiyaç ölüyordu, sanatın gerektirdiği, ihtiyaç duyduğu hassasiyet ve aşk, sevgi yok oluyordu.”</p>
<p>Guatemala derken&#8230;</p>
<p>Geçen hafta, “Guatemala, Budapeşte ve Şehir” başlıklı yazımda, Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde etnik çatışma ve barış konusunda uzman Daniel Chirot’ya ciddi bir haksızlık yapmışım. Yazıda, Guatemala ve Türkiye’yi benzetmek sanki onun ağzından, ona ait bir görüşmüş gibi bir ifade var. Oysa, Chirot’nun böyle bir iddiası, tezi yok. Sadece, Ethnopolitical Warfare: Causes, Consequences, and Possible Solutions adlı, Martin Seligman ile beraber editörlüğünü yaptığı kitapta Chirot, Guatemala ve Türkiye’de yaşanan çatışmaları, aynı kategoride savaşlar olarak sınıflandırıyor. Chirot ile daha sonra, konuyla ilgili konuştuk ama o yazı kaleme alınırken Guatemala benzetmesi hakkında da fikir alışverişinde bulunmamıştık. Bunu da, kendisine haksızlık etmemek için not düşeyim.</p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/168/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/168/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/168/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=168&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/27/bir-cikolata-olarak-mozart/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Cenneta/Cennet</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/26/cennetacennet/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/26/cennetacennet/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Aug 2010 14:45:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=175</guid>
		<description><![CDATA[http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm Bir mayıs günü, bu yıl doğdun Cenneta. Eğilip saçlarından öpüyorum. Siyah ve dalga dalga dalga saçlarındaki dünyanın o en güzel kokusu çarpıyor beni. Başımı saçlarından kaldırınca, gözlerinin içine bakıyorum ve simsiyah gecenin içindeki sayısız yıldızı görüyorum. Bana gülümsüyorsun. Daha güzel bir hediye olabilir mi dünyada senin kahkahandan başka? Cenneta; ikimiz de sınırların çocuklarıyız. Birimiz [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=175&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://">http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Bir mayıs günü, bu yıl doğdun Cenneta.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Eğilip saçlarından öpüyorum. Siyah ve dalga dalga dalga saçlarındaki dünyanın o en güzel kokusu çarpıyor beni. Başımı saçlarından kaldırınca, gözlerinin içine bakıyorum ve simsiyah gecenin içindeki sayısız yıldızı görüyorum. Bana gülümsüyorsun. Daha güzel bir hediye olabilir mi dünyada senin kahkahandan başka?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Cenneta; ikimiz de sınırların çocuklarıyız. Birimiz Batı’nın, ötekimiz Doğu’nun sınır boylarında doğmuşuz. Sen Kosovalı bir Çingene mültecisin Macaristan’da, ben aralarında mekik dokuduğum Avrupa’da ve kendi ülkemde ait olamayan bir serseri mayın; her ne kadar “Beyaz Türk” olsam da.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Ama senin işin daha zor; sen, seni sevmeyen bir dünyaya doğdun Cenneta. Sarışın ve mavi gözlü, hiç olmadı “beyaz” olmanın, bir nevi pasaport olduğu bir dünyaya, hiçbir vatandaşlığın olmadan geldin.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Baba evini, siz dönmeyin diye yerle bir etmişler. Dönseniz, sizi öldürürler, haber bile olmazsınız.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Çünkü, ikimizin de, yaban kaldığı “vatanlarında” işkenceciler kol geziyor. Ama, sadece de, “güvenlik güçlerinin” kapalı kapıları ardında değil. İşkence kültürü, ülkelerimizin yaşama biçimi, Cenneta.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Avrupa’nın kıyısındaki ülkelerimizde, zaten dirhemle “verilen” haklarının sivil veya üniformalı işkencecilerce gasp edilmesinin çeşitli yolları var.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Mesela aklıma, işkencecilerin klasik bir hareketi geldi, çeneni tutup sallarlar sertçe; “Konuş, doğruyu söyle, anlat!” diye.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">O an, gözlerine bakarsın işkencecinin karanlıkta da olsa ve duvarlar yükselir kafanın içinde. Çünkü, Cenneta, zihin, kilitleri en sağlam yerdir. Kimse aşamaz duvarları, kapılarını.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Kepenkler dışarı kapanırken, içerde yeni bir dünyanın ışıkları yanar. Sarsarlarken seni, senin bebek adının çağrıştırdıklarını düşünürsün; yani bir cenneti. Herkesin de kendi cenneti var tabii&#8230;</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Mesela, benim ki Cenneta; dağlık ve sarp uçurumlar, ağaçlar ile dolu.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Seni gıdıklar, beraber gümüş çıngıraklar gibi keyifli bir kahkahayı paylaşırken de, bir uçurumdan ağır yaralarından yeni iyileşmiş bir kuş gibi ilk kez kanat açtığımı, rüzgârın her vuruşunu heves ve korku ile hissettiğimi hayal ediyorum.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Cennet, bir dağ olmalı; kar çiçekleri, buzlu ağaçlar ve kristal serinliğiyle dolu. Güneşin ışığının tüm güzelliğini hissettiğin bir sabah olmalı. Gözlerini cennete açtığın bir sabah.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Cenneta, sen de öğreneceksin; bizim topraklarda sürekli bir didişme sürer gider. Barışmaktan çok savaşmayı, korumaktan çok yıkmayı, anlaşmaktan çok çekişmeyi yeğlerler.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Görkemli bir vitrine bakarcasına dışarıdan imrenerek gözlerimizi diktiğimiz Avrupa’nın içine adım atabilince de, durum çok farklı olmuyor. Bu sefer başka bir kavga dövüş başlıyor. Aşırı sağın merkezleştiği bir koca kıtadan bahsediyoruz, düşün yani.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Kendi ülkende yabancı, Avrupa’da yabancı; bir ayrık otu olarak sen de, tarafı olmak istemediğin savaşların askeri olacaksın.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Hayata tutunmaya çalışırken, yok etmek zorunda kalacaksın, yaratmak için. “Cennetleri” bırakacaksın içinde cehennemi yaşadığın; cehennemlerde, cenneti savaşarak bulmak için.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Özdemir Asaf, “Beni öyle bir yalana inandır ki, ömrümce sürsün doğruluğu” demiş.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Sahi, senin de, benim de ülkemin de içinde olduğu “yekpare bir Avrupa” olarak ortak ders kitaplarımız olsa, içindeki şairlerin hiçbiri de “kahraman vatanperverler” olmasa, ne olurdu?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Tatlı tatlı esnerken sen; ben yanağını öpüyorum şeker pembe&#8230; Bu uykuyu hayallerle beraber uyumalıyız, Cenneta.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Barok oymalı antikalarla tıka basa dolu kasvetli bir müze gibi köhnemekte olan, tüketim budalalığı ve teknoloji dışında bir şey üretemeyen narsist bir Avrupa’ya uyandığımızı düşünmeden dalalım, kehribar balın karıştığı süt kokularıyla dolu bir uykuya.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Gene de, reddetmek, sırtımızı dönmek yerine, değiştirmeli; yeni baştan kurmalıyız Avrupa fikrini.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">1945’te “Avrupa” fikri ortaya çıktığında, İkinci Dünya Savaşı’nın hayaletleri, siyasetçilerin zihinlerinde son derece canlıydı. Savaşın kâbusunu yaşayan nesil politikacılar artık yok; “piyasadakilerin” aklı fikri de, halkın suni korkularını mangal ateşi gibi yelpazeleyip, oy kaygısı ile körüklemek.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Bundan 55 yıl önce, Avrupa’nın ortaklaşması fikri filizlenirken, Sovyetlere karşı kıta çapında bir güç oluşturmak isteyen ABD, savaş travmasını üzerinden atmak isteyen bir Federal Almanya, Avrupa liderliğini ele geçirmek isteyen bir Fransa vardı. Şimdi, herkes kendi telinden çalmak istiyor, tüm Avrupa ülkeleri kendi içlerinde solun irtifa kaybının, ideolojik buhranının getirdiği alternatifsizliğin çıkmaz sokağında sağın en ileri uçlarına kayıyorlar.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Oysa, son ekonomik kriz, Avrupa’yı sarsan grevler, Euro’nun gittikçe dibine yuvarlanmakta olduğu kuyu, Avrupa’nın bugün tavan yapmış olan yaşam standardının aslında ne denli kırılgan direkler üzerine oturduğunu gösteriyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Böyle sahte bir cennette yaşıyoruz Cenneta.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Ezeli göçmenler olarak ağlamaktan çok, kahkahayı öğrenmeliyiz.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Bize yer vermeyecekler çünkü. Bizi, kanunlarına göre, dalgalarını geçip, ezecekler.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Cenneta; biz yok etmeden de yaratmanın savaşını verebilir miyiz?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Gel, uzanalım&#8230; Hayal kuralım; kâğıtların, sınırların olmadığı bir Cennet dünyasının iki vatandaşı olalım.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">“Ama ben çok şeyi</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">En kısa zamanda sana söyledim&#8230;</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cenneta-cennet.htm">Yalnız sana” dersem Cenneta, hiç de yalan olmaz.</a></p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/175/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/175/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/175/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=175&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/26/cennetacennet/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Guetemala, Budapeşte ve Şehir</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/20/guetemala-budapeste-ve-sehir/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/20/guetemala-budapeste-ve-sehir/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 20 Aug 2010 14:52:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=177</guid>
		<description><![CDATA[http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-guetemala-budapeste-ve-sehir.htm Stimboli…Veya “şehre doğru”&#8230;İstanbul’un adının geldiği sözcük. Şehre doğru ama hangisine? Gelinene mi, gidilene mi, gidilecek olana mı? Veya, “i Poli”ye&#8230; Büyük harfle “Şehre”; asolan bir tek şehir olunca, hangisi diye de sormaya gerek kalmıyor. “Poli”, modern Yunanca’da, şehir demek. Ve tabii, “o Şehrin” de adı, oradan geliyor. İstanbul’un&#8230; Bir sürü şehirden sonra gene kısa [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=177&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-guetemala-budapeste-ve-sehir.htm">http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-guetemala-budapeste-ve-sehir.htm</a></p>
<p>Stimboli…Veya “şehre doğru”&#8230;İstanbul’un adının geldiği sözcük.</p>
<p>Şehre doğru ama hangisine? Gelinene mi, gidilene mi, gidilecek olana mı?</p>
<p>Veya, “i Poli”ye&#8230; Büyük harfle “Şehre”; asolan bir tek şehir olunca, hangisi diye de sormaya gerek kalmıyor. “Poli”, modern Yunanca’da, şehir demek. Ve tabii, “o Şehrin” de adı, oradan geliyor. İstanbul’un&#8230;</p>
<p>Bir sürü şehirden sonra gene kısa süreliğine eski şehrimde, Budapeşte’deyim. Kendi evinde tatilde yapabiliyormuş insan, göçebe hayat kurmak söz konusu olunca.</p>
<p>Bu şehrin her sokağını o kadar iyi tanıyorum ki. Hangi köşeyi dönünce kahve kokusu gelecek, bu mevsim hangi çiçekçi hangi çiçekleri satar, hangi meydandaki havuzun fıskiyelerinin sürprizli suların şakırtıları çocuk kahkahalarına karışır, hangi parkın çiçekleri Tuna karşısında dünya güzeli bir manzara oluşturur, hangi pastanede 1930’ların dekoru içinde muhteşem dondurmalar dilde kayar gider, hangi sokak kıyısı lokantada akşam saatlerce oturup arkadaşlarla muhabbete doyum olmaz, hangi nehir boyu sahil kahvesinde kendinizi Boğaz kıyısında sanırsınız&#8230;</p>
<p>Gene “i Poli”ye geldi döndü dolaştı laf; tabii, söz konusu olan aslında tek Şehirse&#8230;</p>
<p>Bu şehirdeyse bazı şeyler, hatıralarda son derece bulutlu; acaba şu saksılarla dolu, rengarenk güzelim balkonu daha önce görmüş müydüm? Benim de öyle bir balkonum mu vardı, yoksa olmasını hayal mi etmiştim?</p>
<p>Bazı anılarsa, son derece keskin. Şu yüzyıllık beyaz binanın dışarı uzanan tek balkonunun olduğu sınıfın yüksek tavanları altında, bütün sınıfla hararetli bir tartışmaya dalmıştım. Tartışma konusu, <em>Doğu Avrupa’da Geriliğin Kökeni: Ortaçağ’dan Modern Çağın Başına Ekonomi ve Politika</em> adlı kitap idi. Hepsi Orta ve Doğu Avrupa’dan olan doktora sınıfı arkadaşlarım, ateşli biçimde kitabı övüyordu. Bense, kitabın başta adına takılmış sonra da temel sorusu olan, “neden Batı gelişti de, Doğu geri kaldı”nın naftalinli, köhne ve de yanlış bir soru olduğu için, yanlış cevaplar getireceği düşüncesine saplanıp kaldığımdan, kitabın editörü Daniel Chirot’ya hiç ısınamamıştım.</p>
<p>Kitaba makaleleriyle katkıda bulunan sevgili hocam Polonyalı ekonomi tarihçisi Jacek Kochanowicz ve Osmanlı tarihinin kıymetli profesörü Fikret Adanır’ın çalışmalarını tabii ki, bu “takılmanın” çok dışında tutuyorum.</p>
<p>Tabii, benim Doğu Avrupalı arkadaşların “geriyiz yani ne olmuş, asıl soru neden” diye olayı son derece kabullenmiş halleri bir yana, kitabın da dikkat çektiği gibi, tarihçilerin fetiş isimlerinden Eric Hobsbawn’ın sorduğu şu sorunun da, sinir bozucu bir bulmaca gibi insanın aklını esir alan bir yanı olduğu kesin; Arnavutluk da, İsviçre de, dağlık, az nüfusu olan, zayıf fakat son derece bağımsızlığına düşkün, , ‘paralı asker’ deposu olmak dışında tarihin akışında arka planda kalmış yerler. Neden biri bu kadar zengin ve “ileri” de, öteki değil?</p>
<p>Şimdi bu soruya denk gel de, “ileri”, “geri” viteslerine takılmayı hemen boşverip cevap vermeye çalışmadan dur&#8230;</p>
<p>Her ne kadar ilk tanışmamız münakaşalı başlamış olsa da, Seattle’daki Washington Üniversitesi’nde Uluslararası Çalışmalar bölümünde profesör olan Chirot, çatışmalar ve barış üzerine epey kafa yormuş bir uzman olarak, bugün Kürt sorunu üzerine de söylecek sözleri olan biri.</p>
<p>Chirot, Türkiye’de Kürt sorununda, uzatılmış bir “savaş” yaşanmış olmasının, bu konuyu, sıklıkla gündeme gelen Bask ve Kuzey İrlanda sorunlarından ayırdığını düşünüyor. Chirot’nun düşüncesi, Kürt sorununun, Sri Lanka’da Tamil Kaplanları ile olan çatışmalar, Yugoslavya’nın sonunu getiren savaşlar ve 1990’larda Guetemala’da şiddeti artan iç savaşa benzer sertlikte bir çatışma olduğu. Özellikle, Guetemala’da, bazı gerilla örgütlerine yönelik savaşta, ordunun Maya halkından sivillere karşı giriştiği insan hakları ihlalleri, Türkiye ile müthiş benzerlik gösteriyor.</p>
<p>1999’da Birleşmiş Milletler’in desteğiyle kurulan Tarihi Aydınlatma Komisyonu’nun (Comisión para el Esclarecimiento Histórico-CEH) yayımladığı bir raporda, savaştaki şiddet olaylarının yüzde 97’sinden devletin sorumlu olduğunu ve bu şiddetin yüzde 83’ünün sivil Mayalara yönelik olduğunu ortaya koymuştu. Komisyona göre, “bölgedeki” hemen tüm ordu karargâhlarında, birçok karakolda, işkencehaneler vardı. Bunun yanısıra ordu, girenin çıkamadığı “özel” binalar, gizli hapishaneler kurmuştu. 500 kadar köy, ordu tarafından yakılıp yıkılmış ve bir milyondan fazla Maya köylüsü, yerinden edilmişti.</p>
<p>CEH’e göre, “iç düşman” fikrini vurgulayan Guetamala Ordusu, yıllarca gücünü sürdürdüğü iç savaşla meşru kılmıştı. Ekonomik, sosyal sorunların üzeri hep “terörle mücadele” ile perdelenmişti.</p>
<p>Tabii, sakız gibi “uzatılmış” bu savaşta, bazı karanlık Gladio güçlerinin, çatışmaların başladığı 1960’dan barışın İspanya ve Norveç’in yoğun müzakere çabalarıyla geldiği 1996’ya kadar, darbeler planlamaktan kontrgerilla güçlerini örgütlemeye yoğun faaliyetleri olmuştu.</p>
<p>Guetemala’da barışın asıl gelmesiyse, bir mahkeme salonunda oldu. 31 Ağustos 2009’da, ordu hesabına çalışan “tetikçi” Felipe Cusanero Coj, altı çiftçinin kaçırılması ve öldürülmesinden sorumlu bulundu. Coj, altı kayıp için toplam 150 yıl ağır hapis cezası aldı. Sistematik şekilde devlet tarafından “yok edilen” 45 bin kayıp için de, kalıcı barış için de “sembolik” bir cezaydı bu.</p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/177/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/177/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/177/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=177&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/20/guetemala-budapeste-ve-sehir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Cam yağmuru</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/19/cam-yagmuru/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/19/cam-yagmuru/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 12:57:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[Kürt Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Ken Jowitt]]></category>
		<category><![CDATA[Timothy Williamson]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[Ancak savaşı yaşayanlar, savaşa tanık olanlar barışın gerçek anlamını bilebilir. Türkiye’nin neredeyse, 30 yıldır yaşadığı iki savaş var. Biri, 1980 darbesinin zincirlerinin yarattığı, tüm toplumu boğan esaretten gıdım gıdım kurtulma, sonunda hak ve özgürlüklere sahip insanların ülkesi haline gelebilme savaşı. Ötekiyse, “bölgedeki” savaş. İkisini de, bu ülkedeki birçok kişi yaşadı, yaşıyor. İki savaş da, hepimizin [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=193&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Ancak savaşı yaşayanlar, savaşa tanık olanlar barışın gerçek anlamını bilebilir.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Türkiye’nin neredeyse, 30 yıldır yaşadığı iki savaş var. Biri, 1980 darbesinin zincirlerinin yarattığı, tüm toplumu boğan esaretten gıdım gıdım kurtulma, sonunda hak ve özgürlüklere sahip insanların ülkesi haline gelebilme savaşı. Ötekiyse, “bölgedeki” savaş.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">İkisini de, bu ülkedeki birçok kişi yaşadı, yaşıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">İki savaş da, hepimizin hayatına sızdı.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Hepimiz mağlubuz, hepimiz savaş yorgunuyuz.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Evin yolunu, ne için savaştığını unutmuş neferleriz. </a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Savaş, toprağa dökülen, havaya karışan zehir gibi zerre zerre içimize işledi.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Arkadaşlıklardan evliliklere, siyasetten sivil topluma, akademiden sokağa her köşede, çatışan, birbirinini düşman görmeye, birden bıçakları çekmeye hazır bir toplum oluştu.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Şimdi, savaşların karanlığında kör yaşamamız için tepemize örülen kara camlı kubbe yıkılıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Aslında kubbeyi yıkan sarsıntılar çok önce başladı; Susurluk sert bir sarsıntıydı mesela, ama hep çatının çatlayıp ışık sızdıran yanı hemen yamanıverdi.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Işık sızdırmayan düzen devam etti.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Ta ki, biraz da ironik şekilde artık “hepimizin arkadaşı” Hrant Dink’in öldürülmesinin çıplak vahşetinin bizi, körebe adımlarımızda duvara toslamıza neden olup, (o da toslayan kısmın) “yeter artık” diye tiz bir çığlık atılmasına, o çığlığın da kubbenin ortasına onarılmaz bir çatlak açmasına kadar&#8230; 27 Nisan Muhtırası’nın tepmesinin yarattığı tepkinin sarsıntısı da, kara kubbeyi onulmaz biçimde çatlatan başka bir etken oldu.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Ergenekon soruşturmaları, bir zamanlar gazetecilerin sadece kendi aralarında fısıltıyla konuştuğu şeylerin manşetlere çıkması da, diğer milat sarsıntılar.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Kubbenin artan çatlaklarından sızan ışık, bazılarımızın gözlerinin açılmasına sebep oldu. O gözleri açılan bazıları da, “dokunulmaz” sanılan kubbeyi taşa tutma cesaretini gösterdi. </a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Şimdi artık, kara kubbe yama tutmuyor. </a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">O zamana kadar belki kubbeden inen tek tük, cam kırıklarının batması, bir nevi “ahmak ıslatan” misali sadece seyrek damlalarla ısırıp geçiyordu ama şimdi kara camların sağanağı altındayız.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">&#8220;Cam yağmurunun kesikleri, yara bere içinde, bu kubbenin yıkılırkenki kesif, keskin, karanlık selinde dimdik kararlı yürümekten başka çare var mı?&#8221;</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Yoksa, gene aynı kör dövüşleriyle, barışa inanma, bunu taraf alma, muhalif olduğun yapıyorsa “hayır” de, politika oluşturmadan sırf eleştirip ucuz muhalefet yap, ezilmişsen bundan ders çıkaracağına aynı hırsla sen de ez, düşünme, düşündürme laf çevirip kendini haklı göster; aynı karanlıkta bir 80 yıl daha geçsin.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Ben kendi adıma siyasette zekânın, zekice konuşulmasının hasreti içindeyim.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Artık, “özerklik Türkiye’ye bol gelir”, “biri isterse, hepsi ister bakın eski Yugoslavya’ya”, “kendi kaderini tayin hakkı masal” gibi, iki alelacele okunmuş internet çıktısı üzerine kurulu zırcahil yorumların ötesinde, salt edebiyat parçalamanın değil, araştırmanın, okumanın, düşünmenin, bilgi kopyalamak değil oluşturmanın zamanı.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Bu kez barışı ıskalamak, çevresine zaten barikatlar örülmüş kimliklerin betonlaşmasına göz yummak anlamına geliyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Etnik kimlik, kimliklerin siyasette temsili, milliyetçiliğin etnik kimlikle, etnik kimliğin milliyetçilikle imtihanı; bunlar Soğuk Savaş sonrası üzerine kütüphaneler doldurulmuş konular.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">“Çevresine barikat örülü kimlikler” kavramı mesela ABD’de Berkeley Üniversitesi’nden Ken Jowitt’e ait. Kendinden bir nebze bile farklı olana tahammül edemeyen, çevresine örülü duvarların hiçbir geçirgenliğinin olmadığı, düşmana siper askeri nizam kimlikler, Türkiye’de, hem Türkler hem de Kürtlere son derece aşina artık. Bu kimliklerin dikenleri, <strong>çatışmamayı</strong> imkânsız hale getiriyor. Barikatların dışına düşen en ufak bir aykırılık, adeta namus cinayetlerine neden olan temel “varlık nedenlerine” saldırı gibi algılanıp, sözlü veya silahlı şiddete mazaret oluyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Jowitt’in oluşturduğu kavram gibi, Türkiye örneği üzerinde düşündürecek, düzinelerce, yüzlerce kavram var. Zaman, artık bu kavramlar üzerine, hayalgücünü, yaratıcılığı kullanarak konuşma zamanı&#8230;</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Hayalgücü, aslında mantığın da temeli.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Oxford Üniversitesi’nden “mantık” üzerine uzmanlaşan felsefeci (ama filozof değil) Timothy Williamson, hayalgücü olmayan bilimadamlarının, yeni fikirler ortaya koyamadıklarını söylüyor. Sadece kuru kuru deney ve hesap kitap yapmak, bilimsel olarak da yeni ufuklara erişebilmek için yeterli değil.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Berlin’deki parlamento, Reichstag’a, Soğuk Savaş ertesi, iki Almanya’nın birleşmesi sonrası eklenen dev şeffaf cam kubbe, halkın iradesinin devletin üzerinde olduğunu sembolize ediyor. Halka açık kubbenin helezon merdivenlerine tırmanan “sıradan vatandaşlar”, buradan parlamentonun çalışmalarını izleyebiliyor. Bu kubbe, geçmişin faşist nasyonal sosyalizmi ve komünizm kisvesi altında totaliter devlet yapılarına bir başkaldırı, siyasette açılan yeni bir sayfanın sembolü olarak gökyüzüne uzanıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Türkiye’de de, kara camların sağanak yağmuru sürerken yeni bir siyaset, yeni bir devlet anlayışının hayalini kurmanın zamanı.</a></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Kan var bütün kelimelerin altında </a></em></p>
<p><em><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Umulmadık bir gün olabilir bugün.</a></em></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Cemal Süreya’nın bu dizelerinin, sıraları değişince de, bu sefer başka bir anlam çıkıyor. “Mutlu son” olmuyor. Umuttan savaşa geçiliyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Şimdi savaştan umuda geçilmesinin zamanı.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Altında kan olan kelimelerden umulmadık bir güne geçilmesinin, barışın sadece kelimelerle örülü, şeffaf bir kubbe olarak inşasının zamanı.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-cam-yagmuru.htm">Şimdi, barış için başkaldırma zamanı.</a></p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a> Tagged: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/tag/ergenekon/'>Ergenekon</a>, <a href='http://sezinoney.wordpress.com/tag/kurt-sorunu/'>Kürt Sorunu</a>, <a href='http://sezinoney.wordpress.com/tag/ken-jowitt/'>Ken Jowitt</a>, <a href='http://sezinoney.wordpress.com/tag/timothy-williamson/'>Timothy Williamson</a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/193/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/193/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/193/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=193&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/19/cam-yagmuru/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Örgüt</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/13/orgut/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/13/orgut/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 13:03:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[Örgütlenme” kavramına en çok uyan ifade, Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde, “terör”; Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Akdeniz bölgelerindeyse, “demokratik hak” olarak gösteriliyor. 2009’da “örgütlenme özgürlüğü” ile ilgili yapılan bir araştırma, “Türkiye gerçeklikleriyle” ilgili bu verileri ortaya koyarak önemli ipuçları veriyordu. Ankara merkezli Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin bu araştırmayı yaparken sorguladığı, sivil topluma yönelik algılar, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=195&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Örgütlenme” kavramına en çok uyan ifade, Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinde, “terör”; Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Akdeniz bölgelerindeyse, “demokratik hak” olarak gösteriliyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">2009’da “örgütlenme özgürlüğü” ile ilgili yapılan bir araştırma, “Türkiye gerçeklikleriyle” ilgili bu verileri ortaya koyarak önemli ipuçları veriyordu. Ankara merkezli Sivil Toplum Geliştirme Merkezi’nin bu araştırmayı yaparken sorguladığı, sivil topluma yönelik algılar, zihniyet yapılarıydı. 11 ilde, bin kişiye yüz yüze anket yönetimiyle ulaşılarak yapılan araştırmaya göre, Türkiye’nin en endüstrileşmiş, en eğitimli, en “ayrıcalıklı” iki bölgesi olan Marmara ve Ege’de, “Anadolu Kaplanları’nın” bulunduğu İç Anadolu bölgesinde, örgütlenme deyince akla, “korku ve kuşku”, toplumun huzurunun bozulması” ve en başta da, “terör” geliyordu.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Tabii ki, bu algılar, bir bölgeyi diğerinden üstün kılan göstergeler değil. Yaklaşık 30 yılını savaşla geçiren bir ülkede, ne bekliyorduk ki? Savaştan görece uzak olan, ama savaşın yarattığı sorunları da dolaylı olarak yaşayan bölgelerde, “milliyetçi muhafazakârlaşma”, savaşın içindeki yerlerde de, çatışmanın bizzat tanığı olmanın getirdiği, “siyasi duyarlılıkların” yükselmesi olağan gelişmelerdi.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Daha da gerilere gidince, Cumhuriyet dönemi ve ondan önce de, Birinci Dünya Savaşı’nın yarattığı tahribatın, 19. yüzyılın özellikle ikinci yarısı Osmanlı İmparatorluğu’nda, en azından İstanbul ve diğer merkezler çapında hareketlenen sivil toplum örgütlenmesini tamamen çökerttiği görülüyor. Bir kere, tek parti yönetimi, darbeler, körüklenen-kurgulanan siyasi kutuplaşmalarla iflahı kesilen, sürekli zafiyet içinde kalan bir sivil toplum tablosu var.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Öte yandan da, “örgüt” sözcüğünün tabulaştığı, “terörle” özdeşleştirildiği bir devletten topluma yayılan zehirli, şüpheci bir ortam.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Böyle sapla samanın karıştırdığı bir ortamda da, terörün kendisiyle ilgili de zekice bir tartışma zemininin üretilmesini beklemek mümkün değil.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Hakkını vermek gerekirse, Irak ve Afganistan’daki savaşların ve “terörle mücadele” stratejisinin uluslararası hukuku çatır çatır çiğneyen, müthiş yakıp yıkıcı yüzüne rağmen, hiç olmazsa, Amerika’da bu konuda ciddi tartışmalar yürüyor. ABD’yi, Irak’tan Ağustos sonunda çekilmeye götüren, Afganistan’daki savaşın meşruiyetini de toplum nezdinde sıfırlayan işte bu tartışmalar.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Akademik olarak da, düşünce kuruluşları arasında da, ABD ordusunun kendi mensupları ve danışmaları arasında da, basmakalıp, boş “ideolojikimsi” milliyetçi sayıklamalarla, sığ “stratejik saçmalıklarla” değil, gerçekten de düşünce oluşturmaya, akıl yürütmeye dayalı çabalar gösteriliyor. Tabii şu da var; eğer ABD gibi büyük güçler, savaşa kafa yorduklarının onda birini barışa, uluslararası hukuku geliştirmeye yorsalardı, bu dünya çok başka bir yer olurdu. Gerçi, savaş üzerine yapılan araştırmalarda da, savaş karşıtı bir damar bulmak da mümkün.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Savaşın röntgenini çeken projelerden biri, 1963’te, Michigan Üniversitesi’nden David Singer’ın başlattığı “Correlates of War” (COW- Savaşın Bağlantılarıhttp:// www.correlatesofwar.org). Napolyon’un liderliğindeki Fransız İmparatorluğu’nun 19. yüzyılda Avrupa’da giriştiği savaşlardan bu yana, dünya genelindeki tüm çatışmaları inceleyen bu proje, farklı ABD üniversitelerinin de müdahil olmasıyla, “savaş” konusundaki en kapsamlı bilgi bankasını oluşturuyor. COW’un verilerine göre de, 1815’ten bu yana, 485 çatışma olmuş. Bunların sadece 79’u, “konvansiyonel”, yani devletlerarasında gerçekleşmiş. Kalan yüzde 83’lük kısımsa, devletlerle “örgütler” arasında.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">ABD’de, savaş üzerine fikir yürütenlerin yoğunlaştığı konulardan biri de, örgüt liderlerinin öldürülmesi veya tutuklanmasının, örgütleri çökertip çökertmediği. Chicago Üniversitesi’nde yürütülen “Project on Security and Terrorism” (Güvenlik ve Terörizm Projesihttp:// cpost.uchicago.edu), terörizmi, terör örgütlerini anlamaya yönelik akademik çabaların önemli halkalarından biri olarak bu konu üzerine de kafa yoruyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Bu proje çerçevesinde, doktora öğrencisi Jenna Jordan, 1945-2004 arası faaliyet gösteren örgütlerin, liderlerinin yakalanması veya öldürülmesinin, bu örgütleri nasıl etkilediğini araştırdı. Jordan’ın 298 vakayı inceleyerek vardığı sonuç, örgüt liderlerinin yakalanması veya öldürülmesinin, örgütlerin sadece yüzde 17’sini olumsuz etkilediği.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Tersine de bazı örgütlerin yapısı, liderlerinin yakalanması veya öldürülmesinin onları bir efsaneye dönüştürmesi sonucu daha da güçleniyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">ABD’de istihbarat birimlerinin Irak konusunda çalışan önemli uzmanlarından Matt Frankel de aynı görüşleri paylaşıyor. Washington’daki en eski düşünce kuruluşlarından, kendini “tarafsız ve bağımsız” olarak tanımlayan Brookings’de araştırma yapan Frankel, günümüzde iletişim imkânlarının artması, internet kullanımı gibi etkenlerin, örgütlerin merkezi yapısını çok daha dağınık hale getirdiğini, liderlerin de sembolik öneminin artmasına paralel olarak, varlıklarının “sanallaştığını”, fiziksel olarak ortada olmamalarının örgütleri güçlendirdiğini iddia ediyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-orgut.htm">Bari bu kadar takıntı konusu haline “örgütün” gerçekten ne olduğunu anlasaydık Türkiye olarak, bir şey anlayıp onu da yanlış anlayacağımıza&#8230;</a></p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a> Tagged: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/tag/teror/'>Terör</a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/195/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/195/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/195/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=195&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/13/orgut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Hükmetmeyen ama yöneten ordular</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/12/hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/12/hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 Aug 2010 13:14:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Voltaire’in 18. yüzyıl Almanya İmparatorluğu Prusya için yaptığı tanımlama çok bilinir; “Bazı devletlerin ordusu varken, Prusya Ordusu’nun bir devleti var”. Yakın zamana kadar Türkiye’de de durum bundan farksızdı. Ancak bu aralar biraz Ankara tozu yutmuş, ortama bir “yabancı göz” olarak açıkçası, Türkiye’de son Yüksek Askerî Şûra çekişmelerinin büyük bir kırılmaya işaret ettiğini hiç de düşünmüyorum. [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=205&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Voltaire’in 18. yüzyıl Almanya İmparatorluğu Prusya için yaptığı tanımlama çok bilinir; “Bazı devletlerin ordusu varken, Prusya Ordusu’nun bir devleti var”. Yakın zamana kadar Türkiye’de de durum bundan farksızdı.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Ancak bu aralar biraz Ankara tozu yutmuş, ortama bir “yabancı göz” olarak açıkçası, Türkiye’de son Yüksek Askerî Şûra çekişmelerinin büyük bir kırılmaya işaret ettiğini hiç de düşünmüyorum. Daha ziyade, zaten, “iktidardaki muhalefetten”, gerçekten iktidar olmaya doğru evrilen AKP ile Türk Silahlı Kuvvetleri arasında, dengeleri sürekli yeniden tanımlanan satranç oyununda, siyasetin askerî nizama karşı biraz daha cesur biraz daha ağırlığını koyan bir hamle yapması söz konusu. Ancak 27 Nisan 2007 Muhtırası’nın siyaseti şah mat edemediği günden bu yana, devam eden politikanın sivilleşme sürecinde zaten artık CHP bile, kendince, askerî vesayeti eleştirir bir çizgiye ulaşabildi.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Fakat bu durum, Türkiye’de ordunun, 28 Şubat’tan bu yana, “hükmeden ama yönetmeyen” tavrından vazgeçtiği anlamına gelmiyor. Bu tanımlama, Amerika’da Dış İlişkiler Konseyi’nde (Council on Foreign Relations- CFR) Ortadoğu uzmanı olan Steven A. Cook‘a ait. Cook’un 2007’de yayınladığı Ruling but Not Governing: The Military and Political Development in Egypt, Algeria, and Turkey (Yönetmeden Hükmeden Ordular: Mısır, Cezayir ve Türkiye’de Askerî ve Siyasi Gelişme) kitabı, “Ortadoğu” ordularının darbe yapmak gibi “sert” tavırlar benimsemek yerine, arka perdeden siyasetin kalbini elinde tutmayı sürdürdükleri tezini ileri sürüyordu. Cook’un, Mısır, Türkiye ve Cezayir orduları üzerine yaptığı araştırma, bu ülkelerin silahlı kuvvetlerinin, bir takım hukuki düzenlemeler ve geri planda kurumsallaşan bazı devlet birimleri aracılığıyla, son kertede sivil hükümetlerin iplerini elinde tuttuğunu ortaya koyuyordu. Ekonomi gibi “baş ağrısı” alanları, sivil iktidarın idaresine bırakan bu ordular, askerî vesayet düzenini, daha incelikli, daha az hissedilir biçimde sürdürüyordu.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Cook, Türkiye’nin diğer örneklerden farklı olarak, Avrupa Birliği sürecinin etkisiyle, bir sivilleşme sürecine girdiğini ve ilerleyen dönemlerde, bu sürecin hızlanmasının da “AB etkisine” bağlı olduğundan da bahsediyordu. Maalesef, AB etkisinin fena halde sekteye uğradığı bu dönemde, sivilleşme sürecinde tabandan gelen bir talep dalgası dışında etkili bir unsur kalmıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Dönüp dolaşıp geldiğimiz nokta ise, sivilleşmenin önündeki yegâne kördüğüm çözülemedikçe, tabandan gelen talebin etkisinin hep zayıf kalacağı gerçeği. Yani, Kürt sorunu çözülme yoluna girmedikçe, hep sivilleşme süreci bir yerde takılıp kalacak. YAŞ kararlarıyla kopan bunca tantana sonucu, gene son derece katı isimler, komutanın üst seviyesine yerleşmedi mi? Olması gereken aslında, 28 Şubat’ta tankları yürüten, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü resmî törende karşılamayan isimlerin toptan emekli olması değil mi?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Türkiye’nin durumuna ayna tutmak için, daha uç bir örneğe, Pakistan’ın ordusuna bakmakta fayda var belki. Pakistan’ın, dünyanın dikkatlerini odakladığı bir savaşın sahnesi olması, ordusunun da kilit bir rol üstlenmesine yol açıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Geleneksel olarak da, Pakistan ordusunun, kendini ülkenin kaotik siyasi kültüründen, çağrış çığrış politikasından ayıran bir “düzen vahası” olması, en “başarılı” devlet kurumu haline gelmesine neden oluyor. Elbette, Pakistan ordusu da, ülkeyi saran yolsuzluk ağının tam orta noktasında yer alıyor. Ama ordunun yolsuzlukları, sıradan vatandaşın ruhu bile duymadan gerçekleştiği için, Pakistan silahlı kuvvetlerinin en güvenilir, en lekesiz devlet kurumu olarak kalmasını sağlıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Siyasetin zafiyetlerine ve uğradığı yoğun ahlaki erozyona karşılık, Pakistan ordusu, hem kendi mensuplarına, orduya katıldıkları ilk günden, sivil dünyadan disiplin ve “takım ruhuyla” daha üstün bir özel tür, bir aile oldukları bilincini veriyor. Pakistan askerlerinin, toplum genelinden çok daha iyi eğitim olanaklarına sahip olması, halkın ortalamasından çok daha iyi sosyal ve ekonomik olanaklara sahip olarak, ülkenin sıcak ve tozlu kaosundan yalıtılmış bir serin bir fanus içinde yaşamaları, çalışmaları, bu “seçkinlik” duygusunu arttırıyor. Tabii, maddi varlığı, şirketleri vesaire ile de, Pakistan ordusu aynı zamanda bir ekonomik imparatorluk ve “hissedarları” da, bu zenginlikten az veya çok yararlanıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Ülke içindeki dengesizlikler, zengin ve güçlünün “alttakileri” ezdiği düzen, ordu mensuplarının sivilleri ve özellikle de siyasetçileri küçümsemesine, hor görmesine sebep oluyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular.htm">Pakistan’da askerî vesayetin köklenip kurumsallaşmasının en büyük sebeplerinden biri de, “elit” sivillerin de, kendi çıkar, nüfuz alanlarını genişletmek için orduya destek vermeleri. Medya ve yargının desteği olmasa, bugün Pakistan ordusu gücünü bu denli kurumsallaştıramazdı. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi.</a></p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/205/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/205/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/205/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=205&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/12/hukmetmeyen-ama-yoneten-ordular/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Sihirli ayna</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/06/sihirli-ayna/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/06/sihirli-ayna/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2010 13:21:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[“Ayna, ayna söyle bana; daha Avrupalı olmak için ne yapmalıyım?” Eğer Republika Srpska, sihirli bir masal aynasına bakıp ve bunu sorsa, şu yanıtı alırdı; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları, sana vız gelip tırıs gidiyor. Tıpkı, Avrupa’nın tam da kalbi Belçika’ya, Avrupa’nın gözbebeği İtalya’ya olduğu gibi… Minareleri yıkıyorsun. Her konuyu halk oylamasına götüren, değil Avrupa’nın, dünyanın [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=207&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">“Ayna, ayna söyle bana; daha Avrupalı olmak için ne yapmalıyım?”</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Eğer Republika Srpska, sihirli bir masal aynasına bakıp ve bunu sorsa, şu yanıtı alırdı; “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları, sana vız gelip tırıs gidiyor. Tıpkı, Avrupa’nın tam da kalbi Belçika’ya, Avrupa’nın gözbebeği İtalya’ya olduğu gibi… Minareleri yıkıyorsun. Her konuyu halk oylamasına götüren, değil Avrupa’nın, dünyanın en demokratik ülkelerinden biri olan İsviçre de, minareleri yasaklıyor. Demek ki, ondan da ‘ilerisin’, bunu not düşelim. Çarşaf, türban yasaklarına çok heveslisin. Avrupa’nın ‘en medeni’ ülkesi Fransa, kafesli çarşaf ‘burqa’yı yasakladı bile, biraz bu konuda eksiksin. Republika Srpska; boğucu bir muhafazakârlığın, ırkçılığın ve milliyetçiliğin olsa da, son derece ‘Avrupalısın’.”</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Sevgili hocam, Balkanlar’ın en genç ve en parlak uzmanlarından Florian Bieber’ın ağzından, günümüz Avrupalılığı ve Republika Srpska’sı (RS) üzerine beni hayli eğlendiren bir tasvir bu…</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Ama işin acı yanı, çok da gerçek.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">RS, Bosna-Hersek Federasyonu’nun iki parçasından biri. Başbakanı, “Bağımsız Sosyal Demokratlar Partisi”nden (SNSD) Milorad Dodik.  </a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">SNSD, Bosna-Hersek Parlamentosu’na götürdüğü teklifle, çarşaf ve peçenin, “güvenliği tehlikeye düşürdüğü” gerekçesiyle yasaklanmasını önermişti. Dodik, bu teklifi, yasağın, “Avrupalılık” değerlerini yansıttığı gerekçesiyle savunuyordu. Hatta RS Başbakanı, 2009’daki seçimler öncesi, “Çarşaf yasağı, çeşitli Avrupa ülkelerinde de gündemde. Biz de, bu Avrupalılık ölçüsüne yaklaşmalıyız” demişti.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Avrupa’nın geleceği nokta bu muydu? RS gibi, kronik ve kesif bir milliyetçiliği olan bir yere, “yasakçılıkta” timsal olmak?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Şimdi, Batısı’ndan Doğusu’na, merkez sağ ile aşırı sağ arasındaki söylem farkının eriyip yok olduğu bir Avrupa ile karşı karşıya kalınması bir yana; solun varlığını bir türlü hissettiremediği, etkili söylemler geliştirip, sağın kendisinden rol çalmasına engel olamadığı görülüyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Faşist, ırkçı söylemlerin adeta çeper çeper yayılan bir zehir gibi tüm toplumu etkisini altına aldığı Macaristan’da mesela, ülkenin neredeyse ikinci büyük partisi konumuna yükselen ve paramiliter “sokak gücü” de olan Jobbik, iki lafından birinde “ezilenlere, emekçilere” atıfta bulunuyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Hollanda’nın üçüncü büyük siyasi hareketi haline gelen Özgürlük için Parti’nin lideri, İslam karşıtı görüşleriyle tanınan Geert Wilders’ın siyasi “ideolojisi” sadece göçmen nefreti, ırkçı tıslamalar üzerine kurulu değil. Wilders, aynı zamanda, sağlık sisteminin daha kapsayıcı hale gelmesi ve memurlar başta olmak üzere “emekçilerin” yaşam kalitesinin arttırılması üzerine de ama içi boş ama kof, fakat slogan bazında etkili söylemler geliştiriyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">İtalya gibi Avrupa’da solun beşiklerinden sayılabilecek bir ülkede, sol bir türlü toparlanıp da, Başbakan Silvio Berlusconi’nin artık ayyuka çıkan yolsuzluk dosyalarına ve müptezel politik kumpaslarına rağmen, iktidar olamıyor. İktidarı geçtim, Mart 2010’daki yerel seçimler örneğinde olduğu gibi, geleneksel kalelerini de kaybediyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Berlusconi’nin “Robin Hood Vergisi” diye bir yafta yapıştırıp 2008’de, “zenginlerden kesip ülkenin en dip kesimine” vereceğini vaat ettiği meblağın, sonunda ülkenin kültürel mirasını korumak için ayrılan bütçeden sağlaması “şahane politika” oluyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Bu arada, özellikle Güney’deki tarihi eserler, mesela Sicilya’daki Taormina’daki Yunan/Roma mirası antik tiyatro ve Arşimet’in doğum yeri Siracusa/Syracuse eprimeye bırakılmış; göçmenler, İtalya’nın %13’ünü oluşturan yaklaşık 8 milyon kişinin “sözde” yararlanacağı bu yoksulluk yardımının dışında bırakılmış ne gam? Tabii, “Güney” ve “göçmen” sözcüklerini duyunca dişleri uzayan, Kuzeyli elitist ayrılıkçıların partisi Lega Nord, bu uygulamaların arkasındaki mucit olarak yıldızlaşıyor.  </a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Ama İtalya, göçmenler için ayrı belediye otobüs hattının oluşturulduğu bir Güney Afrika modeli haline dönüşüyorsa, bunun tek sorumlusu sağ hareketler değil. Puglia’da, “AB üyesi olmayan ülke vatandaşları için” konan No.24/i kodlu belediye otobüsü seferi, 1950’lerde Amerikan Güneyi’nde Siyahlar için olan belediye otobüslerini andırıyor. Bu parlak fikri de geliştiren, merkez soldan bir Belediye Başkanı olan Orazio Ciliberti.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Gramsci’nin memleketinin düşeceği hal bu muydu?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Yıllarca askeri cuntanın derdini çeken bir ülkenin Sosyal Demokrat iktidarının, greve karşı orduyu sokağa indirmesine ne demeli? Yunanistan’da, 1974’ten beri ordu, geçenlerde dördüncü kez göreve çağrılıyor ve asıl önemlisi, ilk kez “sokağa çıkıyor”.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Sebep de, kamyoncuların grevini kırıp, ordu tarafından gerekli devlet daireleri ve havaalanlarına petrol taşınmasını sağlamak. Başbakan Yorgo Papandreou, “Can sıkıcı ama yaz ortasında maceraya atılamayız” diye kararını savunuyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">“Avrupa ölü bir projeye dönüşüyor” diyen Fransa’dan Marksist düşünür Étienne Balibar’ın isyanla dile getirdiği üzere sol, neo-liberalizmin “demokratik erozyon” ve “devletsiz devletçilik” süreçlerine teslim vaziyette. </a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-sihirli-ayna.htm">Dahası, Fransa, Almanya gibi yüzlerce yıllık sol geleneğe, neredeyse iki asırlık tarihi olan sol partilere sahip ülkelerde de solun, göçmen sorunu gibi Avrupa’nın sosyal ve ekonomik ruh ve zihin dünyasının turnusol kâğıdı sorunlar üzerine söyleyeceği söz yok. Tıpkı Türkiye’de, solun kilit konu Kürt sorunu üzerine söyleyecek bir şeyi olamadığı gibi.</a></p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/207/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/207/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/207/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=207&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/06/sihirli-ayna/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Kendi kaderini tayin</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/05/kendi-kaderini-tayin/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/05/kendi-kaderini-tayin/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Aug 2010 13:40:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=212</guid>
		<description><![CDATA[22 Temmuz’da, Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin uluslararası hukuka aykırı olmadığına karar vermişti. Şaşılacak bir karar değildi bu. Ufukta yeni devletlerin belirivermesine imkân tanıyan bir karar da… Bu konunun, yani uluslararası hukukta kendi kaderini tayin hakkının dünya çapındaki uzmanlarından Kanada’da Queen’s Üniversitesi’nden Margaret Moore ve Amerika’dan Tufts Üniversitesi’nden Hurst Hannum’a “bu kararla [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=212&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>22 Temmuz’da, Uluslararası Adalet Divanı (ICJ), Kosova’nın bağımsızlığını ilan etmesinin uluslararası hukuka aykırı olmadığına karar vermişti.</p>
<p>Şaşılacak bir karar değildi bu. Ufukta yeni devletlerin belirivermesine imkân tanıyan bir karar da… Bu konunun, yani uluslararası hukukta kendi kaderini tayin hakkının dünya çapındaki uzmanlarından Kanada’da Queen’s Üniversitesi’nden Margaret Moore ve Amerika’dan Tufts Üniversitesi’nden Hurst Hannum’a “bu kararla ne değişti” sorusunu yönelttiğimde de, “ICJ’in getirdiği bir yenilik olmadığı” vurgusunu yapıyorlar.</p>
<p>Aslında, Kosova konusunda, daha doğrusu Yugoslavya’nın tarihe karışması sürecinde, gerek ulus-devletler, gerekse de uluslararası kurumlar, “bağımsızlık” sürecine hukuki bir yorum getirilmemesi için her türlü çabayı verdi. Tüm verilen kararlarda, yapılan açıklamalarda “eski hamama yeni tas” durumunun ortaya çıkmaması için özellikle özen gösterildi.</p>
<p>Tersine; Kosova’nın, dünya genelinde ayrılıkçı hareketlere, hatta Kuzey Kıbrıs gibi fiilen devlet konumunda fakat uluslararası alanda tanınmayan örnekler için emsal oluşturmaması için kıl kırk yarıldı. Açıkçası, Kosova’nın devletleşmesi süreci, siyaseten Batı ittifakının “vicdanını” temizlediği istisnai bir örnek olarak biçimlendi, ama hukuken, bu gerçek bile kabul görmedi.</p>
<p>Ammavelâkin, Türkiye’de; “bölünmenin” pek de o kadar kolay bir süreç olmadığı bir türlü anlaşılamıyor. Şöyle bir bakınca, “kendi kaderini tayin hakkının” tarihçesine; giderek, neredeyse “bağımsızlık ilanı”, “yeni bir devletin” oluşması konularının uluslararası hukukta yeri olmadığının öne sürüldüğü gözleniyor.</p>
<p>Israrla “bölünmekten” bir ülkede, en azından bunların bilinmesi, konuşulması beklenir.</p>
<p>Kürt sorununda da, sonun “bölünme” olması ve uluslararası hukukun bu durumu desteklemesinin tek şartı, şiddet yolunda ısrar edilmesi olabilir. Onun dışında, ağır aksak demokratikleşme adımları bile, uluslararası alanda destek bulacak, Türkiye’nin artı hanesine yazılacaktır. Lafın sürekli “bölünme korkusuna” dolandığı Türkiye’de, bu bahanenin tabu haline getirdiği kültürel hakları bir türlü tanımaması da, değil dünyada, Avrupa Birliği nezdinde bile doğru düzgün tepki görmüyor artık.</p>
<p>Avrupa’nın insan haklarını korumaktaki kanuni sicili de, son on yıldır ileri gitmek bir yana, yerinde sayıyor çünkü. Uygulamalardaysa, zaten büyük sorunlar var. Mesela, Slovakya’da Macar azınlığı sindirilmesi için, “kamusal alanda” Macarca konuşmanın yasaklanması, Avrupa Birliği’nin kendi içinde henüz çözemediği bir sorun.</p>
<p>Slovaklar ile Macarların arasındaki sorunların kökeni, en az 19. yüzyıla dayanan çekişmeler. Ekseni de, en başta, dil odaklı konular. Zamanında; Slovaklar, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu yönetimi altındayken, Macar milliyetçileri, onları asimile etmek için binbir plan proje üretilmişti. Girişilen en büyük gayret de, 19. yüzyılın ikinci yarısında “milli eğitim” ile ulus bilinci yeşertilirken, Slovakça’nın eğitim dili olmamasına için Macar çoğunluğun elinden geleni ardına koymaması, Slovaklara Macarca’nın anadil olarak dayatılmasıydı. İşte, bu gibi “tanıdık” çalışmaların eninde sonunda dönüp dolaşıp geldiği nokta, bitmez tükenmez bir güç çekişmesi oluyor. Nedense, ezilenin ezene, ezenin de ezilene ezası bitemiyor.</p>
<p>Sonuçta, yeni devlet kurulması da çözüm değil. Alıp bakınca, kendi Çek Cumhuriyeti’yle ayrı yollara gitmeyi seçen Slovakya’nın Macaristan ile bugünkü durumuna, Türkiye-Kürdistan-Irak üçlüsünün geleceğini de görür gibi oluyor insan.</p>
<p>Neticede, Kuzey Irak ile ilgili <em>Invisible Nation</em>/Görünmez Ulus kitabını yazan gazeteci Quil Lawrence’ın deyişiyle, “Kuzey Irak, planlı programlı şekilde olmasa da, tamamen tesadüf de olsa, dünyadaki en başarılı devletleş(tiril)me örneği”. Açıkçası, tarihi gelişmeler, öyle Türkiye’de tiryakilik yaratan komplo teorileri gibi, Washington’da, Londra’da “hadi bu haritayı da böyle çizelim” diyenlerce şekillendirilmiyor. Ama bazı gerçekler de, zaman içinde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Şu son ICJ kararına bakınca da, uluslararası makamların, “ayrılık”, “bağımsızlık ilanı” konularına ilişmeye hiç niyetlerinin olmadığı, bu gibi konuların savaş-çatışma olmadan, mahkeme yoluyla çözümlenmesi için bir içtihat oluşturmaya niyetleri olmadığı görülüyor. Kendi kaderini tayin hakkının “yorumunu”, tamamen siyasi alanın ulusal ve uluslararası dalgalanmalarına bırakınca da, çözüm için kalan tek barışçı yol, konuya taraf olanların kendilerinin demokratik hakları, sağduyuyu ön plana çıkaran tavırlar benimsemeleri, tartışmalarını demokrasi çerçevesine oturtmaları oluyor. ICJ kararının diğer bir okuması da; tıpkı Kosova’nın Avrupa Birliği ve ABD desteğiyle devletleşmesi gibi, Abhazya, Güney Osetya ve Transdniestr’ın da Rusya’nın arka çıkmasıyla “bağımsızlık” alanına kimseyi dokundurtmayabileceği. Maksat her ne pahasına bağımsızlık veya bunun konuşulmasını bile engellemekse, kanın gövdeyi götürmesi de göze alınıyorsa, “bir büyük gücü arkana al yeter veya kendi büyük güç ol” demekten, orman kanunu meşrulaştırmaktan başka da bir şey değil bu…</p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/212/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/212/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/212/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=212&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/08/05/kendi-kaderini-tayin/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>Babil Kulesi</title>
		<link>http://sezinoney.wordpress.com/2010/07/30/babil-kulesi/</link>
		<comments>http://sezinoney.wordpress.com/2010/07/30/babil-kulesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Jul 2010 14:02:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>sezinoney</dc:creator>
				<category><![CDATA[Taraf Yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://sezinoney.wordpress.com/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Bir Alevi Türkmen, bir Sefarad Yahudisi gencecik ölürken son dakikalarında onu alnından öpüp, “Te Illamo” diyor. Bir Balkan göçmeni, bir Alman’ı alıp ülkesine götürmeyi teklif etmeden, onun buz mavisi gözlerine bakarak “Ich Liebe Dich” diyor. Ailesinin boyunu bile tam öğrenemeden, dağlarından göçmüş bir yetim Çerkes, yeni hayatındaki en sevdiği sığınağı mutfağında, kaynayan reçelden yükselen şeker [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=215&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Bir Alevi Türkmen, bir Sefarad Yahudisi gencecik ölürken son dakikalarında onu alnından öpüp, “Te Illamo” diyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Bir Balkan göçmeni, bir Alman’ı alıp ülkesine götürmeyi teklif etmeden, onun buz mavisi gözlerine bakarak “Ich Liebe Dich” diyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Ailesinin boyunu bile tam öğrenemeden, dağlarından göçmüş bir yetim Çerkes, yeni hayatındaki en sevdiği sığınağı mutfağında, kaynayan reçelden yükselen şeker kokusunun arasında, bir İstanbullu’nun kulağına eğilip, “Seni seviyorum diyor”.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Bir Arap, dilini bilmediği ortamda sadece susmayı seçen, bir ömür aynı yastıkta kendisiyle aynı dili konuşmayacak Gürcü gelinine kömür gözleriyle bakarken, “Miq’varkhar” diyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Bir Türk, bir Kürt’e dönüp bakıyor ve gülümseyerek “Ez te hezdikim” diyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Bir aileden kimi gizli saklı birçok hikâye, birçok aşk, birçok dil çıkar. Her sevginin dili ayrı; her aşkın da kendi dili var.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Dil, bazen köprü, bazen duvar, bazen tuzak, bazen kapı, bazen kafes, bazen kanat.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Bazen bir grup insan kendi aralarında konuştuklarının başkaları tarafından anlaşılmasını istemez, kendisine bir dil uydurup, kendi özel alanını yaratır. 2. Dünya Savaşı’ndaki soykırımın kurbanlarından, yok olmaya yüz tutan, Orta Avrupa Yahudilerinin Almanca, İbranice karışımı dili Yiddiş böyle bir dil. Keza, Kastilyano yani, “merkezi” İspanyolca’yı, Yahudilerin tutunmaya çalıştığı bölgelerin yerel dilleriyle harmanlayan Ladino da…</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Zaten göçmenliğin, anadili, sonradan edinilen ev sahibi dillerle harmanlayıp, yalnızlığa isyan, kendi kozasını ördüğü, “ev sahibine” kapalı özel bir dili vardır. Tıpkı, âşıkları, kendilerine eziyet eden dünyadan kaçırıp koruyan; onları dantel gibi narin, elmas gibi sağlam, görünmez bir bağla kilitleyen özel dil gibi. Neticede, bazen iki kişi arasında öyle bir dil yaratılır ki, başka kimse anlamaz.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Bazen de, aynı dili konuştuğun insanlara, ne desen bir türlü derdini anlatamazsın. Anadilde eğitim gibi, artık dünya çapında kabul gören haklara, Türkiye kamuoyundaki, siyasetteki tartışmalarda “bölünme” sürecini tetikleyecek, sakınılması gereken kaprisler olarak bakanlara&#8230; Ama kimse, başka anadille doğan vatandaşlarının, sevgilisine kendi dilinde aşkını, derdini anlatamamanın sıkıntısını yaşadığının farkında değil. Mesela binlerce Kürt, internet üzerindeki sitelerde yana yakıla, Kürtçe bilenlerden, kendi dilinde aşkını anlatacağı birkaç cümle öğrenmeye çalışıyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Oluk oluk en içinden, en “damardan” akan duygularını, anadilinde dilinde söyleyememek, bir mahkûmiyet duygusu, kuşatılmışlık hissi, hatta sitemkârlık yaratmaz mı? İnsan, ağıdını kendi dilinde yakmak, kavgasını kendi dilinde etmek, dedikodusunu kendi dilinde yapmak istemez mi?</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">“Özerklik” aslında tam da, bu demek; kendi kimliğini, aidiyetini, farklılığını rahatça, karışılmadan yaşayabilmek. İlla sınırları çizilmiş bir toprak parçasına sahip olmak değil yani.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Farklılığın tek kaynağı da, dil değil. Bazen aynı dili konuşanlar bile birbirinden çok farklı kültürlere, yaklaşımlara sahip olabiliyorlar. Seçtiğimiz kelimelerle aynı şeyi anlatmak isterken, farkında bile olmadan çok farklı şeyler söylüyoruz. Eski Yugoslavyalı bir tanıdığın dilinden dostum Emrah Gürsel’in anlattığı üzere, “Boşnaklar, biri derin derin uyurken, ‘kuzu gibi uyuyor’ der. Hırvatlar, ‘melek gibi’. Sırplar ise, ‘ölü gibi’. Aslında aynı dili konuşan bu üç grup arasındaki bu fark da, çok şeyi anlatıyor”.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Türkçe’de bu üç tanımlama da kullanılıyor; bu coğrafyada, en büyük merhamet, en kendiliğinden açılıveren insan sevgisi gibi en büyük zalimlik, en hunhar nefret de geleneğin parçası.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">O zehir zemberek nefret, İnegöl’de, Dörtyol’da tısladı. Provokasyon deyip geçmek kolay; sokağı kabartan bu öfkenin bir de derinlerde, ama halkın derinlerinde kökleri var.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Osmanlı İmparatorluğu, halkları arasındaki dengeleri korumak için çok hassas davranmış bir siyasi yapıydı. Mesela, sevgili hocam Selim Deringil’in araştırmalarına konu ettiği üzere, 19. yüzyılda Osmanlı devleti, imparatorluk genelindeki din değiştirmeleri, dinsel gruplar arası dengelerin bozulmaması için büyük bir hassasiyetle izliyordu.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Farklılığı yüklenen kefelerin iplerini dengede tutan devletin ağırlığı, 19. yüzyılın ortalarında, milliyetçiliğin hançerleriyle dilim dilim kesildi, ipler de iplik iplik epridi. Dengeler de, o “en uzun” yüzyılın sonlarında bir yerlerinde, tepetaklak zincirleme boşanıp gitti. Ermeni Soykırımı’ndan bu yana, komşusunun ölüme gidişine sebep olmuşluğun veya seyirci kalmışlığın boyun borcu, bu toplumda bazılarının üzerinde. </a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">Onun için provokasyon demek kolay bir yol, doğru da değil. Zaten bu olay depreminin öncüleri, son yıllarda sürekli olup duruyor. Hedef, sadece Kürtler de değil. Selendi’den Malkara’ya, “Allah-u Ekber” nidalarıyla, dincilikle milliyetçiliği Sırp usulü harmanlayan ülkücülerin başını çektiği gruplara sıkça rastlanıyor. Asıl “mahalle baskısı” da, milliyetçilik üzerinden gidiyor.</a></p>
<p><a href="http://www.taraf.com.tr/sezin-oney/makale-babil-kulesi.htm">İnegöl’ün, Dörtyol’un karanlık gölgesi üzerimde, seher vakti, bir Türk’ün bir Kürt’ün kulağına eğilip de, o uyurken, onun anadilinde sevdiğini söylediğini hayal ediyorum ve bir Kürt’ün de bir Türk’e… Bir gün bunlar, etnik fay hatlarının sertleşmesiyle sadece hayallerde kalmaz umarım…</a></p>
<br />Filed under: <a href='http://sezinoney.wordpress.com/category/taraf-yazilari/'>Taraf Yazıları</a>  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/sezinoney.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/sezinoney.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/sezinoney.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/sezinoney.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gofacebook/sezinoney.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/facebook/sezinoney.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gotwitter/sezinoney.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/twitter/sezinoney.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/sezinoney.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/sezinoney.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/sezinoney.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/sezinoney.wordpress.com/215/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/sezinoney.wordpress.com/215/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/sezinoney.wordpress.com/215/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=sezinoney.wordpress.com&amp;blog=8033014&amp;post=215&amp;subd=sezinoney&amp;ref=&amp;feed=1" width="1" height="1" />]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://sezinoney.wordpress.com/2010/07/30/babil-kulesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://0.gravatar.com/avatar/0b3b4a9ee023323fbbe05c1e32b97072?s=96&#38;d=identicon&#38;r=G" medium="image">
			<media:title type="html">Sezin Oney</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>
